Advert
Advert
Advert

Yasemin Evren yazdı; "Tahta divanlar demir somyalar"

Yasemin Evren yazdı;
Yasemin Evren yazdı; Ekspres Aydın
Advert

Sümerbank vardı bizim gençliğimizde. Kumaştan ayakkabıya, halıdan ev tekstiline ne ararsanız bulunurdu. Hem de çok ekonomik fiyatlara. Başkasını bilmem ama Sümerbank  önemlidir benim anılarımın arasında.

Nişanlandığım zaman babamla aynı okulda öğretmendim. Emekliliği geldiği halde bir ev sahibi olamamış, tek maaşla dört çocuğunu  meslek sahibi yapmaya çalışmış, köy enstitüsü mezunu bir öğretmendi babam. Benim de en acımasız müfettişim. Başlarını sokacak bir ev yapabilmek için, Aydın'ı bırakıp Afyon'a atamasını kızının yanına isteyen bir öğretmen. Kızıyla aynı okulda çalışarak, bir maaşla geçinip, diğeriyle taksit taksit ev yapmaktı niyeti. Başka çare bulamamıştı çünkü. "Zamanı mıydı şimdi tam da böyle sıkıntılı bir haldeyken be kızım?" diyordu kendi kendine. Ama dönüşü yoktu artık. Bir süreç başlamıştı. "Acele etmeyin, iyice tanıyın birbirinizi" diyordu bana. Diyordu da asıl düşüncesini sonradan söyledi. Maddi sıkıntıdaydı, bana çeyiz yapacak gücü yoktu, nişanlımla birlikte ortak borç yapıp eşyalarımızı almalıydık. Nişanlımın da babası emekliydi, tek maaşla dört çocuk okutmuştu. İki aile nasıl da benziyorduk? Bizim halimizden anlarlardı mutlaka.

Bana  ezberletilmişti bütün bunlar. Gidip aynisini söyledim nişanlıma. Tıpkı bir papağan gibi. Yalnız babam değil, nişanlımın ailesi de kıvranıyormuş meğer yokluktan. Onlar da nasıl söyleyebileceklerini düşünüyorlarmış günlerdir. Ben nişanlıma durumu anlatınca zavallı adam derin bir "oh!" çekti. Çevreden utanmasa öpecekti neredeyse beni.   

Her neyse, çaresiz tuttuk Sümerbank'ın yolunu. İki tane el dokuması Isparta halı aldık. Aynı desen, aynı boy. Kelle halı denirmiş, o zaman öğrendim. Yirmi metre de goblen kumaş. Bir borç senedi yaptık yarı yarıya. Tam bir yılda ödeyecektik. Henüz nişanlıyken almalıydık ki evleninceye kadar borcu bitsin, veya hafiflesin.

"Halıyı anladık da, bu yirmi metre kumaş, neyin nesi? O kadar goblen kumaşı ne yapacaksınız?" diye düşünebilir kimileriniz. Bizim gençliğimizde çek yatlar, bazalar yoktu. Ya marangoza tahta divan çaktırırdık veya yaylı demir somayalar alırdık.   Karşılıklı koyardık oturma odamıza  iki tane. Üzerlerine birer sünger yatak. Ve o goblen kumaşlardan da pileli, fitilli somya örtüleri diktirirdik. Hâli vakti yerinde olanlar, yorgancılara diktirir, üçer tane de düğmeli yastık yaptırırlardı. Bizde işler kesat olunca, nişanlımın  daire arkadaşının, terzi olan eşinden rica ettik. Arkadaş torpiliyle oldukça da ucuza dikmişti sağ olsun. Öyle düğmeli  yastık yapamadı elbette. Altı tane yastık kılıfı dikmiş, biz de onların içine göre pamuk yastıklar yaptık. Goblen kılıfları bu iç yastıklara geçirince çok da güzel olmuştu. Ya da ben çaresizliğime ağlayamıyordum bile, beğenmiş görünüyordum.

Bir somya örtüsü ve üç yastığı için, altı metre goblen kumaş gerekliydi. İki somya için de on iki metre. Yirmi metre olurdu bir top goblen kumaş. İki somya örtüsünden kalan sekiz metre de perde yapılırdı bir cama. Dörder metrelik iki kanat. Tavandan yere kadar o zamanın modası. İki somya, bir halı, pencereye bir perde... Oturma odasının eşyaları tamam. Sıra geldi mobilyalara.. Bir mobilya mağazasına  gidip oraya da senet yaptık. Gülkurusu kadife bir koltuk takımı. Arkası ahşap oymalı. Pek modaydı o zamanlar. Ufak tefek farklılıklarla hemen hemen her evde görebilirdiniz aynı koltukları. Bir tuğlalı-kovalı soba, bir televizyon, sekiz kişilik bir yemek masası, bir de vitrin beğendik. Senetler yapıldı, yirmi dört tane. On ikisi benim adıma, on ikisi nişanlımın adına. Ancak, düğün hemen yapılamayacağı için eşyalar mağazada kalacaktı. Üzerlerine SATILDI diye birer yazı koydular. Bugün hâlâ şaşarım, eşyaları aldıktan, daha doğrusu borç senetlerini yaptıktan tam on dört ay sonra evlendik biz. Onca zaman o eşyalar mağazada bekledi mi acaba? Yoksa satıldı da biz alacağımız zaman aynilerinden getirtildi mi? Hiç bilmiyorum. "Yatak odası için bir şey almayın, ben alacağım" demiş kayınpederim. Bir yaylı demir karyola ile iki kapılı formika bir dolap almış, onlarla yatak odamız da tamamlandı çok şükür.

Goblen kumaşlardan örtü diktiğimiz somyalar var ya... Tahtadan yaptırılırsa adına divan denirdi. Üstüne ister sünger yatak koyun, ister pamuk. Her iki durumda da sertti. Gündüzleri üzerinde oturulur, geceleri yatılırdı bu divanların. İşlevi oldukça büyüktü yani sizin anlayacağınız. O canım goblen örtüler çabuk yıpranmasın diye, onların da üstlerine örtüler yapılırdı. Bazen evde diker, kenarlarına dantel örerdik. Bazen de hazır alırdık uçları püsküllü, saçaklı.

Demirden somayalar yaylı olurdu. Yeni alındıklarında bir süre ses çıkarmaz, rahat rahat uyuyabilirdiniz geceleri. Ama... O sert yaylar zamanla, gevşer, paslanır, üzerinde kıpırdadıkça gacır gucur  ses çıkarır, değme orkestraları çatlatırlardı insanı çıldırtan ezgileriyle. Benim iki tahta divanım vardı. Babam komşumuz marangoz Hüseyin Amcaya yaptırmıştı. Mühendislik fakültesinde okuyan kardeşime de bir masa. Ben o divanları on beş yıl kullandım. Kardeşimin masası, annem öldüğünde bile daha bizim evdeydi. Çok sağlam yaparmış Hüseyin Amca işini. Az bulunurmuş bu zamanda onun kadar dürüst çalışan esnaf. Babam öyle söylerdi en azından.

Bugün o divan ve somyaları anlatmak istedim size. Öyle çok işe yararlardı ki... Gündüz oturma odasının mobilyası, geçe yatak odasının mobilyası, günün her sanatında bir dolap içi gibiydi altlarının boşluğu. Plastik sepetlerde çamaşırlar, çoraplar... Mukavva kutularda günlüğe kullanılmayan değerli porselenler, tepsiler... Hatta evin kızının çeyizi kutulara konur, dosyaların örtülerinin altlarına konurdu. Hatta bir kutuda annemin stokları olduğunu da bilirim. Çay, hem toz-hem kesme şeker. Evin küçük çocuklarının da saklanma alanı...

Ah ah, bir dilleri olsa da konuşsaydı o demir somyalar, tahta divanlar.  Ne güzel söylemiş şair...

"Geçmiş zaman olur ki,  hayali cihan  değer. Anılarım... Zaman zaman depreşiveriyor işte. Baykuş uykuluymuşum ben. Geceleri pek uyumam. Anılarım yanımdadır o saatlerde.

Bir de deprem. Genellikle soğuk günleri ve karanlık geceleri dost edinir deprem. Bu ara ikişer, üçer gün arayla yokluyor yine. Tam bu yazıyı yazıyordum ki, salladı. Saat 02.37 imiş kayıtlarda. Depremin şiddeti için de 4.5 diyen var, 4.7 diyen de. 30 Ekimdeki 7.0 şiddetindeki can kayıpları ve büyük hasarlar bırakan depremden sonra yüreğimiz hep ağzımıza. Allah beterinden saklasın diyelim. "Madem deprem kuşağındayız, binalarımızı yaparken önlemlerimizi de alalım" derim. Yeni anılarda buluşmak üzere. Sağlıkla kalın.

ekspres aydın köşe yazıları yasemin evren
Advert
Yorum
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ÜMMET AKIN’A İLK TESPİTTE YALNIZCA İKİ DOSYADAN 1 MİLYON TL KAMU ZARARI
ÜMMET AKIN’A İLK TESPİTTE YALNIZCA İKİ DOSYADAN 1 MİLYON TL KAMU ZARARI
İzmir'de kadın cinayeti: Sokak ortasında bıçaklanarak öldürüldü
İzmir'de kadın cinayeti: Sokak ortasında bıçaklanarak öldürüldü